Prof. Dr. Saim Sakaoğlu – Dervişname’ye Dair

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu hocamızın kendisine takdim etmiş olduğum Dervişname adlı eserimi okuduktan sonra kaleme almış olduğu değerlendirme yazısını sizlerle paylaşmak istedim

Değerli Hemşerim, Arkadaşım ve Şair Dostum Derviş Ahmet Şahin Bey,

Nihayet DERVİŞNAME’yi masamıza getirebildik. Değişik ortamlarda okuna okuna yorulan kitabımızı bugün biraz dinlendireceğiz, o niyetle tuşları yoruyorum.

Mürekkeple tanışan ilk yazımın tarihi Ekim 1957… Demek ki o yazım bugün 63 yaşında… Yazmak ve okumak beni yormaktan öte dinlendirir. Ben, bazen evimizin belirli köşelerine uzanarak bedenen dinlenirim, bazen de farklı köşelere çekilerek kitap ve dergileri okuyarak… Ancak şiir kitaplarını okumanın ayrı bir ortamının olacağını tahmin edersiniz.

Günümüzde aydın veya okur geçinme peşine takılan bazı entel mi diyeceğiz, aydın mı, bilemiyorum, okur tipi yeni bir hava atma ortamını yakaladılar. Çok satan yazarlardan birinin son kitabını alıp da, ‘Vallahi dün gece gözüme uyku girmedi, filan’ın falan romanını sabaha kadar okuyup bitirdim.’ deyivermelerine bayılıyorum! Tabii bu itiraflar kitabın canına okunduğunun ifadesidir. Be hey hızlı okuyucu, niye kitabın tamamını okuyuverdin, açaydın kitabın son birkaç sayfasını, yarım saatte bitiriverseydin talihsiz romanı…

Ama bir şiir kitabını böyle bir çırpıda okuyanını pek görmedim, görmek de istemem. 300 sayfalık bir romanı bir gecede okuyup bitiren kişiye, 100-120 sayfalık bir şiir kitabını bir gecede okuyuvermek haramdır bence, büyük günah işlenmektir. Bir sanat dergisindeki şiirlerin bile hepsini aynı oturuşta okumam. Kaldı ki sayfalar dolusu şiiri âdeta okumuş olmak için okur gibi yapıp sayfalarını çevirmeyi de sevemeyeceğimi tahmin edersiniz.

Mehmet Çınarlı… Büyük şairimiz… Ne yazık ki sığ dünya görüşlerinin sahiplerince ve onların eziklikleri arasında gözlerden

ırak tutulmaya çalışan büyük şair… Hem şair ve şair koruyucusu, hem de hukuk adamı… Anayasa Mahkemesi üyesi… Nesir yazıları ise bambaşka bir âlem. İki ayrı dönemde yayımladığı Hisar dergisi, gerçekten de Türk şiirinin hisarı gibi idi. Nice şöhretler onun kulelerinden şiirin havasını solumuşlardı.

Kayseri Sanatçılar Derneği’nin (KASD) 17 Mayıs 1983 tarihinde Kayseri ilimizde düzenlediği yılın ödüllerine layık bulunanlar arasında ikimiz de vardık. O, ‘yılın şairi’, ben ise ‘yılın folklor araştırıcısı’ olarak seçilmiştik. Öbür ödüllere ise Sevinç Çokum, Cemil Meriç, Bahattin Karakoç ve Mustafa Ruhi Şirin layık bulunmuşlardı. Çınarlı büyüğümüz o yıl yayımladığı Zaman Perdesi adlı, kendi seçtiği şiirlerinden oluşan son eserini Kayseri toplantısından birkaç gün önce imzalamıştı:

“Değerli yazar dostum Doç. Dr. Saim Sakaoğlu’na sevgilerle. (imza) Mayıs 1983” (O, doğuştan Konyalı hemşerimizdir, doğum yeri ise Ermenek’tir.)

Bu büyük şairin doğum tarihi 01 Ocak 1925 olarak gösterilirse de o günlerde doğan bütün çocukların kayıt tarihleri hep 01 Ocak 1925’tir. Kaynaklar ölüm tarihi olarak ise 19 Ağustos 1999 depremini ve yer olarak da Yalova’yı gösterirler. Oysa o, depremden iki gün önce Ankara’da vefat etmişti.

Sayın Çınarlı’nın üzerinde duruşumun özel bir sebebi vardır. 20-22 Kasım 1995 tarihleri arasında Bulgaristan’ın başşehri Sofya’da düzenlenen, The Role of Balkan Men of Letters in the Intellectual Life konulu toplantı için İngilizce bir bildiri hazırladım. Bu bildirimin Türkçesi daha sonra Ankara’da da yayımlanır: “Ahmet Tufan Şentürk ve Mehmet Çınarlı / Ankara’da Yaşayan Ermenekli İki Aydın Şairin Mısralarında Geçmişe Özlem”, Türk Dili, 1996/II, 535, Temmuz 1996, 52-58. Bu bildirim daha sonra şu kitaba da alınmıştır: 80. Doğum Yılında Ahmet Tufan Şentürk, Ankara 1999, 55-62.

Bildirimizin aynı ilçenin çocuklarına ayrılmasının önemli bir sebebi var. Aynı ilçe ama ayrı ortamlar, farklı eğitim şartları, öğrenim seviyeleri ve görevleri… Ama en önemli ortak noktaları doğup büyüdükleri topraklara bir başkentten, taa Ankara’lardan bakmak. Pencereler aynı, bakılan noktalar aynı ama görülenler farklı. İşte bunları büyük şair yapan yönleri…

*****

Bir genç dostumuzun bize lütfettiği bir kitabı okurken hep bunları düşünüyorum. Bu şiirleri nasıl okumalıyım? Bu kitabın bize imzalanmasının başka sebepleri de olabilir mi? Kitabımızın adı Dervişname… Şairimiz burada bir kelime oyununu yakalamak ister gibi. O bir dervişmeşreptir ama ilk adı da Derviş’tir. İşte biz bu 118 sayfanın içinden bu iki dervişle başa çıkmaya çalışacağız. Yukarıda demiştim, yeri geldi galiba, bir daha söyleyeyim. Kırk elli sayfalık şiir kitapları bir oturuşta okunmaz, hele hele gecenin karanlığına büründürülüp hiç okunmaz, okunmamalı… Bunu, yukarıda andığımız Çınarlı büyüğümüzün Zaman Perdesi’ndeki şiirlerinin büyüsüne kapılamama karşılık kitabı bir elime alışımda ancak birkaç şiirini okuyabildim. Okunun şiirler sizi esir alıyor; daha fazlasını okuyamıyorsunuz. Eğer okumaya devam ederseniz ortaya bir şiirler savaşı çıkabilecektin. O halde yavaş yavaş okunun o ilk birkaç şiiri iyice sindirmeliyiz ki devamına sonradan sıra gelsin.

Biz Dervişname’ye bu gözle baktık ve yaklaştık. Sonuçta bir yarışmaya girmiş şiirler değil, bir şairin şiirlerini okuyacaktık. Zamana, hem de uzun zaman yayarak okuduk. İki defa okuyup acaba ikinci bir anlamı var mı diyerek eğildiğimiz şiirleri de olmadı değil. Paşazade mahlasını kullanan şairimizin elbette bütün şiirleri aynı kalıptan ve güzellik ölçüsünden çıkması mümkün de değildi. Yahya Kemal’in de, Necip Fazıl’in da, Çınarlı’nın da şiirlerine böyle bakmalıyız.

Dostumuz Şahin Bey ilk baskısı 2018 tarihini taşıyan kitabının yeni bir baskısını yapmayı düşünüyor. Ön Söz’ünü, o günlerde hayatta olan dostumuz, Konya’mızının ebedî koruyucusu Seyit Küçükbezirci yazmış. Artık bu kitap kaç defa basılırsa basılsın başındaki ön söz yerinde duracak ve Küçükbezirci-Şahin dostluğunun belgesi olarak şiir tarihindeki yerini alacaktır. Onun için rahmetli arkadaşım Seyit Bey’in huzur içinde uyuması en büyük arzumuzdur.

Ancak şu kadarını da söylemek isteriz ki bu geniş bir zaman dilimine yayılan Dervişname okumalarından süzülen petek damlalarını da şairiyle paylaşmak isteriz. Onca şiiri okumamızın bir de güzel karşılığı olmalıdır. Ancak bir şeyi samimi olarak dile getirmek isteriz. Bu yılın başında yayımlanan bir mülakatımda şiir ve şair üzerine görüşlerimizi bildirirken şöyle demiştik:

“Ne Necip Fazıl’ı ne de Nazım Hikmet’i sevmek mecburiyetinde değilim. Ben onları da, öbür şairler gibi beni heyecanlandıran, duygularımı ayağa kaldıran şiirleri, hatta mısraları varsa o zaman sevebilirim. Yoksa bu işlevlerini gördüğüm merhumlar Gültekin Samanoğlu, Mehmet Zeki Akdağ, Ahmet Tufan

Şentürk, Cahit Külebi, Turgut Uyar gibi isimleri öncelemek isterim. Ben başkalarının şiir zevklerine biat etmek zorunda değilim, o kadar. Mesela Çınarlı’nın Gülüm’ü ile Uyar’ın Senfoni’sini herkesin sevmesini bekleyemem, ama kimse de benim falan veya filanın şu ve bu şiirlerine hayran olmamı beklemesin.”

Evet böyle demiştik. Nice seçilmiş şiirler antolojisinde yer verilen şiirlere pek sıcak bakmamışızdır. Antolojiyi hazırlayan kişi ile bizim aramızda şiir anlayışı oldukça, bütün örnek şiirlerinin örtüşmesinde elbette hemfikir olmayacağız, olamayacağız. Şimdi de Paşazade dostumuzdan seçtiğimiz bazı güzelliklerle yazımızın sonuna doğru yol almaya başlayalım.

İyilik kuyularında kor olup yandım (s. 14)

Aşk bazen gemileri yakmaktır (s. 15)

Bir yitirmeye görsün kişi değerini

Başa taç iken ayağa paspas da olur

Ki insan kendisi belirler kendi yerini;

Bugün seven yürek yarın kaskatı olur (s. 40, şiirin tamamı)

Renkli hayaller, sahte hülyalar uzaktır bize

Ki uykuyu haram kılmışız biz gözlerimize. (s. 58)

Bir sevda düşün ki adı konmamış

İşte bu sevdanın adı senin gözlerin. (s. 62)

Oysa hazan vaktini çoktan geçmişti mevsim,

Doğanın kanununa inat dallar meyveye durdu,

Meğerse imkansızmış, zemheride bir gül sevdim;

Gonca gülüm soldu birden, amansız bir tipi vurdu. (s.40, tamamı)

Yar, sarı saçlarını bence kızıla boyat;

Kor ettiğin yüreğimle belki rengi uyuşur. (s. 97)

Seni yazıyorum hep penceremin buğusuna (s. 98)

Bu can bu tene ağır geliyor (98)

Dün yarının aynasıdır, bunları bil dedi bana (101)

Evet, bunlar sadece birkaç örnek… Belki başkaları, bunların yanına başkalarını da ekleyebilir, hatta aralarından bazılarını da eleyebilir. Dedik ya, şiir konusunda ortak paydalarımızın olmasını beklememiz gerekmez.

Ey şair dostum, yazmaya devam ediniz ama lütfen dünkü şairlerimizin okunmasını asla geciktirmeyiniz. Dün yarının aynasıdır diyordunuz; haydi sözünüzü tutmanızın tam zamanı. Hele bir Cumhuriyet dönemin şairlerinden okumaya başlayınız, şiir anlayışınızın nasıl değişeceğini, hatta daha da güzelleşip zenginleşeceğini hemen fark edeceksiniz. Tabii bizler de.

Son olarak diyorum ki, döneminin önde gelen şairlerinden olan hocam Ahmet Hamdi Tanpınar derdi ki, İyi bir şair olmak eskileri okumakla başlar, yaşayanları tanımakla gerçekleşir.

Bugünden tezi yok, büyük şairimizin anlamlı hatırlatması için yola çıkalım ve okuyalım, okuyalım.

Sevgilerle güzel şairimiz, güzel insan…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

İlginizi çekebilir

GÜNAY’DAN 24 KASIM MESAJI

GÜNAY’DAN 24 KASIM MESAJI

xxx izle porno bedava porno Alexis Texas Asa Akira Riley Reid Kendra Lust Peta Jensen Jada Stevens Mia Khalifa
Tema Tasarım | Osgaka.com