Ana Sayfa KÜLTÜR VE SANAT, Manşet, Manşet Altı, Manşet Yanı, Sür Manşet 23 Haziran 2021 78 Görüntüleme

PROF.DR. A. HAMİT SUNEL-BİR YANLIŞ İSİMLENDİRME: BOZKIR İSYANLARI !

BİR YANLIŞ İSİMLENDİRME: BOZKIR İSYANLARI

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan ve yirmi beş maddesinin her biri bir mütâreke maddesinden öte, Osmanlı imparatorluğunun ölüm fermanı olan Mondros Mütârekesi’nden sonra askerlerimiz terhis edilmiş, cephanelerimize, limanlarımıza, demiryollarımıza telgrafhanelerimize el konulmuş; başta İstanbul, İzmir, Bursa olmak üzere ülkemiz İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya tarafından işgal edilmişti. Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’nda söylediği gibi Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edil(miş)ti. Mustafa Kemal silah arkadaşları ve halkıyla birlikte, tek tek yanan mum ışıklarından bir kurtuluş meş’alesi yakmasaydı, Erzurum ve Sivas kongreleriyle, Amasya Tamimi ile Milletin azim ve kararlılığının milletin bağımsızlığını kurtaracağını ilan etmeseydi, bağımsızlık mücadelesini (İstiklâl Harbi’nin) başlatmasaydı, Mehmet Akif’in Bursa’nın işgali üzerine yazdığı Bülbül şiirindeki feryadı gibi Osman’ın beyninde nâkus inleyecek, Orhan’ın muazzam kabri şenaatlerle çiğnenecek, Yıldırım Han’ın mâbedinden çökük bir kubbe kalacak, Ezan susacak, Mevlâ’nın yâdı fezalardan silinecek ve kendi öz diyarımızda hânümansız bir serseri olacaktık. (-Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu- Osman Bey’in kabrinde çan sesleri yankılanacak, Orhan Bey’in muazzam kabri alçakça çiğnenecek, Yıldırım Han’ın mâbedinden sadece çökük bir kubbe kalacak, ezan susacak, semalarımızda Allah’ın adı duyulmaz olacak, kendi öz diyarımızda evsiz barksız bir serseri durumuna düşecektik.) Nitekim, 8 Temmuz 1920’de Bursa işgal edildiğinde işgal kuvvetlerinin başında bulunan, Yunan ordusunun komutanı Venezilos’un da oğlu olan Sofokles Osman Gazi’nin türbesinde ayağını da türbeye dayayarak resim çektirmiş, Kalk koca Türk! Senden ırkımın intikamını almaya geldim. Bak, kurduğun devlet parça parça oldu. Bursa’yı eski sahibine iade ettik. Zelil neslin şimdi elimizde bir köle durumunda bulunuyor. Kalk! Seni bir kere daha öldüreyim de ırkımın intikamını alayım demiştir. (Bazı kaynaklarda ifadede küçük değişiklikler vardır)
Şahsî menfaatlerini işgalcilerin siyasî emellerinin gerçekleşmesinde gören Padişahlık ve hilâfet makâmı işgalcilere karşı koymak yerine, onlarla bir olup, vatanı korumak için hayatlarını ortaya koyan Kuvvâ-yı Milliyeci’lere karşı amansız bir mücadeleye başladılar. Bu amaçla Kuvvâ-yı İnzibâtiye’yi ve Hilâfet Ordusu’nu kurdular. Adliye Nâzırı Ali Rüştü Yunan Ordusunun ilerlemesi hükümetimiz programına uygundur diyerek halktan yunan ordusunun başarısı için dua etmesini istedi. Padişah’ın ve sadrazam Damat Ferit ‘in emri ile Şeyhülislam Dürrîzâde Abdullah’ın Yunanlılara karşı duranları tek tek veya topluca öldürmek din gereği ve görevidir. Milli(yet)cileri öldürenler kahraman, ölenler şehit, kalanlar gazi olur fetvası gazetelerde yayınlandı, Yunan ve İngiliz uçaklarından Anadolu’ya atıldı. Hilâfet yanlıları köy köy, kasaba kasaba dolaşıp halkı meydanlarda, camilerde toplayıp bu fetvayı okuyup Kuvvâ-yı Milliyecilerin dinsiz olduklarını söyleyerek onlara yardım edenleri cehennemlik olmakla korkuttular. Yöneticilerden halkın Kuvvâ-yı Milliye’ye karşı kışkırtılmasını, isyan etmelerinin sağlanmasını istediler. Kurtuluş savaşı boyunca ve Cumhuriyetin ilânından sonra memleketimize düşmanlardan daha çok zarar veren çok sayıda isyan olmuştur. Bu isyanlardan biri de Birinci ve ikinci Bozkır isyanları adını verdikleri, Bozkırlıların çıkartmadığı, Bozkırlıların öldürüldüğü, Bozkır’ın yağmalandığı, yakılıp yıkıldığı isyanlardır.


İstanbul hükümetinin oldukça önemli bulduğu Konya Mütâreke’nin hemen ardından İtalyanların ve özellikle de İngilizlerin kontrol altına aldıkları bir şehirdi. Onları rahatlatan husus ise, Konya’nın İstanbul’a bağlılığının yanı sıra, başında İstanbul hükümetinin tayin ettiği, işgale taraftar bir tutum içinde olan, Ermenilere gösterdiği sıcak ilgiden dolayı halkın Artin Cemal adını verdiği ve Kuvvâ-yı Milliye’ye düşmanlık derecesinde karşı olan vâli Cemal Bey’in bulunmasıydı. Cemal Bey Kasım 1918’de Konya vâliliğine tâyin edilmiş, 4 Mart 1919’da Birinci Damat Ferit kabinesinde Dâhiliye Nâzırı olmuş, 8 Nisan 1919’da bu görevden istifa et(tiril)miş, 26 Nisan 1919’da tekrar Konya vâliliğine tayin edilmiş, İttihat ve Terakki Partisine karşı kurulmuş olan Hürriyet ve İtillâf partisi yanlısıdır. Sivas Kongresi’ne Konya’dan temsilci gönderilmesini engellemiş, başta Konya merkez olmak üzere, Konya’ya bağlı yerlerde halkı Kuvvâ-yı Milliye aleyhine kışkırtmış, Kuvvâ-yı Milliye’ye asker verilmemesi, isteklerinin yerine getirilmemesi konusunda jandarma ve polis teşkilatına yazılı emirler vermiş biridir. Mustafa Kemal Paşa 26 Eylül 1919 tarihli beyanname ile ecnebilere dayanarak vatanın ve milletin aleyhinde işler yapan, mahkûmları silahlandırarak halkı birbirine kırdıran bu firarî vâlinin İstanbul’a varmadan tutuklanarak Divân-ı Harbe verilmesini istemiştir. Bozkır’da çıkarılan isyanlardan da sorumlu tutulan Cemal Bey Cumhuriyetten sonra Ankara Ceza Mahkemesinde idama mahkûm edilmiş, daha sonra yurt dışına çıkarılmış, Romanya’da yaşamış, Cumhuriyetin 15. yılında îlan edilen af ile dönmüş biridir.


İstanbul hükümeti Cemal Bey vasıtasıyla Konya’yı kendi tarafında tutarak Mustafa Kemal’in başlattığı kurtuluş hareketine karşı olanlara uygun bir zemin hazırlayıp örgütlenmelerinde kolaylıklar sağlamıştır. Konya bölgesinde çok sayıda Kuvvâ-yı Milliye karşıtı bulunmasının müsebbibi sadece Vâli Cemal bey olmayıp Nakşibendî tarikatının şeyhi olan ve Cemal Beyin işlerinin istediği gibi gitmemesi üzerine İstanbul’a kaçışından sonra isyanların en ön sırasında görülen Zeynel Abidin Efendidir (Bu isim bazı kaynaklarda bitişik yazılmıştır). Hatta isyanlardaki sorumluluğu Cemal Bey’inkinden de büyüktür. Bu yüzden bazı tarihçiler bu isyana Bozkır isyanı değil, Zeynel Abidin İsyanı demişlerdir. Nitekim, isyanın ve isyancıların örgütlendiği ve çıktığı yer Bozkır ilçesi olmayıp, Konya merkezi ile Zeynel Abidin’in köyü olan Hocaköy’dür. Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin azılı düşmanı olan İngilizleri vazgeçilmez dost bilenlerin, İngiliz mandası taraftarı olanların, Padişah Vahdettin’in de yakın olduğu, amacı kurtuluş savaşını engellemek olan Türk ve Türkiye düşmanlarının kurduğu İngiliz Muhipleri (İngilizleri Sevenler / İngilizlerin Dostu) Cemiyeti üyesi ve büyük bir târikatın şeyhi olan Zeynel Abidin Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın da kurucularından olup Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinde suçlananlar arasındadır. Bir araştırmada Bozkır isyanı hakkında Kuvâ-yı Milliye’nin Anadolu’da taraftar bularak büyümesi karşısında Damat Ferit Paşa’nın İstanbul’da İngiliz papaz Frew ve Şeyh Zeynel Abidin ile Konya Valisi Cemal Bey’in örgütlediği isyancıların Bozkır’ı basarak başlattıkları bir isyan olduğu ifadesi yer almaktadır.


Vâli Cemal Bey, Şeyh Zeynel Abidin, kardeşi Şeyh Ziya ve diğer akrabalarının kışkırttıkları isyancılar vâlinin salıverdiği ve silahlandırdığı mahkûmlarla birlikte başlarında Zeynel Abidin’in yeğeni Kürtoğlu Mustafa, Bademlili Hacı Halil ve Güzel Çavuş bulunmak üzere Bozkır’a doğru yürümeye başladılar. Kat ettikleri, günümüzde yüz on beş kilometre kadar olan güzergâhda uğradıkları Apa’dan, Nahiye Müdürü Vehbi Bey’e bin lira ve kaymakamlık sözü verdikleri Dinek’ten , Hisarlık, Hocaköy başta olmak üzere yol üstündeki köylerden, kendiliklerinden katılanlardan daha çok, zorla topladıkları binden fazla âsî ile 26 Eylül 1919 günü (Bazı kaynaklarda 27 olarak geçiyor bu tarih) Bozkır ilçesine vardıklarında telgraf hatlarını kesip ilçeyi bastılar. Askerlik şubesini ele geçirip depoda bulunan silah ve cephaneye el koyup baruthaneyi ateşe verdiler. İsyancılara karşı koyan çok az sayıdaki kuvvetle Kanlıböğet denilen mevkide şiddetli çarpışmalar oldu. Beş kişiyi katledip kendilerine mânî olmak isteyen Kaymakam Demir Asaf Beyi şehit ettiler. Evleri yağmaladılar. Sayıları bini geçen isyancılar 28 Ekim günü Seydişehir’den gelen süvari bölüğüne saldırıp askerleri rehin aldıktan sonra makineli tüfeklere el koydular. İsyanın nasihat yoluyla sona erdirilmesi yönüne gidildi. Konya’dan gelen heyetin isyancılara bağışlanacakları sözünü vermesinin ardından isyan 4 Ekim 1919 günü sona erdi.


Bu isyandan hemen sonra Heyet-i Temsiliye askerî tedbirler çerçevesinde, şartları uygun olan yerlere ufak da olsa birlikler gönderdi. Nasihat heyeti ile yapılan görüşmeler sırasında silah bırakmamış olan âsîler, isyandan sonra da silahlılardı. İsyanın bir bakıma başarılı olduğunu, âsîlerin cezalandırılmadığını görenler arasında Hâdim nahiyesi ve Ermenek kazasından isyancıları destekleyenlerin olduğu; ama bunların ikinci Bozkır İsyanı sırasındaki çatışmalara katılmadığı kaynaklarda yer almaktadır. Heyet-i Temsiliye’nin bazı tedbirler aldığı haberi İstanbul’da bulunan Zeynel Abidin’e ulaşınca gönderdiği tâlimat üzerine ikinci bir isyanı başlatmak amacıyla Zeynel Abidin’in kardeşi Şeyh Ziya, Hocaköylü Abdullah, Sabit ve Abdulhalim Hocalar, Avdan Şeyhlerinden Hacı Osman ve arkadaşı Talat sayıları iki bini bulan (Bazı kaynaklarda bu sayı üç bin olarak verilmektedir) isyancı ile Bozkır ilçesini ablukaya aldılar. 26 Ekim günü Yarbay Arif Bey komutasındaki kuvvetler Balkova’da ( Bir kaynakta Balıklava olarak geçiyor) isyancıları püskürtüp karşı saldırıya geçti. İsyancılar çekilmeye başladı. Çatışmalar 4 Kasım 1919’a kadar sürdü. 4 Kasım 1919’da isyancılar ellerinde tuttukları son yer olan Dinek’den de çıkarıldı. Elebaşlarından Kürtoğlu Mustafa , Bademlili Hacı ve Güzel çavuş’un teslim olmasıyla İkinci Bozkır İsyanı ismini verdikleri isyan da sona erdi.


Bozkır’ın zarar gördüğü, yağma edildiği, talan edildiği, insanlara işkence edilip öldürüldüğü isyan sadece bu ikisi olmayıp İkinci İsyanın bastırılmasından on bir ay sonra 2 Ekim 1920 tarihinde başlayan Delibaş Mehmet İsyanı da vardır. Azılı bir Kuvvâ-yı Milliye düşmanı olan Şeyh Zeynel Abidin’in daha önce de yaptığı gibi, civar bölgelerden isyana katılan çoğu asker kaçağı âsîlerle birlikte Kuvvâ-yı Milliye’nin din düşmanı olduğu yolundaki kışkırtmaları sonunda, başlangıçta Yunanlılara karşı mücadele eden Delibaş Mehmet 2 Ekim 1920 günü kendi memleketi olan Çumra’yı bastı. Bir gün sonra, civar bölgelerden isyana katılan çoğu asker kaçağı olan âsîlerle birleşerek Konya’yı, daha sonra da Karaman, Bozkır, Seydişehir ve Beyşehir’i ele geçirdi. Başta Müdâfa -i Hukuk Cemiyeti başkanı Ali Kemâlî Hoca olmak üzere bir çok insanı öldürüp girdikleri yerleri talan etti, soygunlar yaptı. Böylesine yayılan isyanı bastırmak üzere görevlendirilen Refet Bey (Refet Bele) 6 Ekim 1920’de Konya’yı, daha sonra da Çumra, Bozkır, Karaman, Seydişehir ve Beyşehir’i isyancılardan temizledi. Delibaş Mehmet Fransızlara sığındı. Bir süre Yunan ordusuna hizmet ettikten sonra tekrar isyan çıkartmak için Konya’ya döndü. Af umuduyla tekrar isyanda yer almak istemeyen adamları tarafından öldürüldü.


Saygıdeğer okuyucular. Yukarıda yazılanlar konu ile ilgili kitaplarda bulunan bilgilerin, bir dergide çıkacak yazı çerçevesindeki özetidir. Bu konuda büyük bir dikkat ve titizlikle yapılmış akademik çalışmalar, yazılmış kitaplar vardır. Oralarda çok daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Ben yazının devamına bir soru ile başlamak istiyorum: Bir isyan adını nereden alır? Gerek Osmanlı’da, gerek Cumhuriyet döneminde ve gerekse dünyanın değişik ülkelerinde çıkan yüzlerce isyana şöyle bir göz atıldığında bu isyanların isimlerinin kaynağının üç ayrı husus olduğu kolayca görülür. Bunlardan biri, isyanı tasarlayan, organize eden ve gerçekleştiren kişinin adı ile anılmasıdır. Tepedelenli Ali Paşa İsyanı, Kabakçı Mustafa isyanı, Patrona Halil isyanı, Aznavur isyanı, Çerkez Ethem isyanı, Çopur Musa isyanı, Şeyh Said isyanı gibi. İkincisi, Düzce İsyanları, isyanın düzenleyicisi olan Çapanoğlu’nun adıyla da bilinen Yozgat isyanı, Zile İsyanı, Ağrı İsyanları gibi isyanın tasarlanıp organize edildiği ve uygulamaya konulduğu yerin adı ile bilinen isyanlar. Üçüncüsü de isyanı tasarlayıp, düzenleyip gerçekleştirenlerin, Nasturî isyanı, Millî Aşireti isyanı, yeniçeri isyanları, gibi dinî, siyasî, etnik ve benzeri gruplarca hazırlandıkları için bu grupların adları ile anılan isyanlardır.


Adlandırılması bunlardan hiç birine benzemeyen bir isyan vardır. Bozkır İsyanları. Bozkır ilçesinde yaşayan insanlardan isteyerek veya istemeyerek katılmış kişiler olsa bile, bu isyan Bozkır ilçesinde yaşayan herhangi biri veya bir grup tarafından tasarlanmış, organize edilmiş ve gerçekleştirilmiş bir isyan değildir. Bu isyan Bozkır’la uzaktan yakından ilişkisi olmayan Konya vâlisi Artin Cemal ile Bozkır’ın herhangi bir kasabasında veya köyünde doğmuş olsa bile, orada yaşamayıp Konya ve istanbul’da yaşayan Şeyh Zeynel Abidin tarafından tasarlanmış, organize edilmiş, isyancıların başında bulunmasa bile onun adamları vasıtasıyla gerçekleştirilmiş bir isyandır. Bu isyanlarda Bozkır halkı çok sıkıntı çekmiş, eziyet görmüş, evleri yağmalanmış, bir çok insan öldürülmüştür. Öldürülenler arasında eşimin, askerden izinli gelen büyük amcası (annesinin amcası) Mustafa Amca , Kayınpederimin Dayısı Ahmet Dayı da vardır. Mustafa Amcayı öldürdükten sonra evi talan etmişlerdir. Boğaz mevkiindeki evi de yakmışlardır. Bu kanlı isyanlarda her türlü acıyı çeken, yakınlarını, evlerini, eşyalarını kaybedenlerin Bozkır halkı olmasına rağmen konulan Bozkır İsyanları ismi isyanın ilçe halkı tarafından çıkarıldığını, bunca acıya sebep olmanın ötesinde işgal altındaki memleketi kurtarmak isteyenlere karşı çıktıklarını ifade eden bir isimdir. Bu isim, elli iki yıllık damatları olarak kendilerini çok sevip saydığım bu çalışkan, dürüst, saygıdeğer insanların yaşadığı ilçenin isminin, bireysel planda olmasa da, isyanla birlikte anılmasına sebep olan ve tarihî gerçeklerle hiçbir şekilde bağdaşmayan bir isimdir. Her fırsatta, bu yanlışlığın düzeltilmesi, en azından bu ismin yanlışlığından doğan algının ortadan kaldırılması ve gerçeğin şimdiki ve gelecek nesillere anlatılması konusunda âzamî çabanın gösterilmesi her Bozkırlının birinci derece görevlerinden olmalıdır. Bu isyanların adı, en azından, Vâli Cemal Beyi, Şeyh Zeynel Abidin’i işaret etmelidir. Nitekim, önceki satırlarda da sözünü ettiğim gibi, Cumhuriyetten sonra yapılan, Cemal Bey’in önce idamına, sonra yurt dışına sürgün edilmesine verilen kararın gerekçelerinden biri de isyancıları Bozkır üzerine saldırtmasıdır. Şeyh Zeynel Abidin’e gelince, bu konuda yazı yazan bazı araştırmacılar Zeynel Abidin İsyanı ismini çoktan kullanmışlardır bile. Değerli bir araştırmacımız (T.N. Karaca) daha derine inerek, bu isyanların Kuvvâ-yı Milliye hareketine karşı doğrudan Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından organize edilen isyanlar olduğunu yazmıştır. İsyancıların sayısı kaynaklarda bin, iki bin, üç bin olarak verilmektedir. En küçük olanını dikkate alsak bile, 1968 senesinde nüfusu üç bin olan bu ilçeden 1919 senesinde bin isyancının çıkmış olması mümkün değildir. İsyanın çıktığı yerleşim yerlerinden Bozkır’a gelene kadar bu sayıya ulaşıldığı, bu yerleşim yerlerinin Bozkır ilçesine bağlı olduğu için bu ad verildiği söylenirse, Bozkır’ın da Konya’ya bağlı olması hasebiyle adının Konya isyanı olması gerekmez mi? Nitekim bazı kaynaklar Delibaşı isyanını da dahil ederek bu üç isyandan Konya İsyanları adı altında söz etmektedirler. Hangisinin daha doğru olacağı konusunda değişik isimler öne sürülebilirse de Bozkır İsyanları denmesinin doğru bir isimlendirme olmadığı son derece açıktır.
En kalbî sevgi ve en derin saygılarımla.

KAYNAK YEŞİL BOZKIR DERGİSİ

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

xxx izle porno bedava porno Alexis Texas Asa Akira Riley Reid Kendra Lust Peta Jensen Jada Stevens Mia Khalifa
Tema Tasarım | Osgaka.com