Ben kendimi bildim bileli rokettube porno izleyen biriyim. Seksi kadinlarin anal sex yapmalari cok hosuma gidiyor. Fakat malesef ailem ile yasadigim icin ve kendime ait bir odam olmadigindan sadece banyoda 31 cekebiliyorum. Neyse ki mobil porno siteleri sayesinde cep telefonumdan rahatca 3gp ve mp4 film izleyebiliyorum. Gecen sene aldigim telefonumla iphone porno izlemek cok kolay ve zevk verici. Buradan tum ergenlere sesleniyorum. Sende kendine bir akilli telefon al ve doyana kadar porno izle. Birbirinden guzel koca gotlu ve memeli kadinlarin filmleri kesinlikle hosuna gidecektir. Ben o kadar cok kisi taniyorum ki brazzers diyince gozleri fal tasi oluyor ve siki kalkiyor. Senin neyin eksik? hadi git ve sikis izle.
Ana Sayfa KÜLTÜR VE SANAT, Manşet, Manşet Yanı, YAZARLARIMIZ 14.06.2022 108 Görüntüleme

Konya’dan Hatay’a Dönen Tekerlek

Yol seven bir insan olarak, Konya Yazarlar Birliğinden gezi için telefon aldığımda çok heyacanlandım. Üyeliğimin kabul olması ve geziye davet benim için sürpriz olmuştu. Heyacanla pürtelaş hazırlanmaya başladım. ‘’YAZILACAK ÇOK ŞEYİMİZ VAR’’sloğanımız, gezi için sağlam bir başlangıçtı.

Konya Kültür Parkta geziye katılacak yazarlarımız toplandı,otobüs geldiğinde hepimiz yerimizi aldık. Ruhunu sanatla besleyen güzel insanlar topluluğu otobüsün içindeydik.

Otobüs Konya topraklarından aralandıkca,içimde göreceğim yerlerin heyacanı iki kat daha arttı. Toroslar elele vermiş kardeşler gibi sıra sıra geçmeye başladı penecereden baktığımda. Yaşar Kemal’in Çukurovası yemyeşil zeytin ağaçları ve şeker pembesi açan zakkum çiçekleri seri halde gözümün önünden akıyordu.

Asabı Kefy 7 Uyurlar Mağarasına daha önce geldiğimde bir damla su yoktu. Bu yıl yağış bol olunca,mağaraya sızan sular ayaklarımızı ıslatacak kadar su vardı. 200 yıl uyuyan uyurlar,Puta tapmayı reddettikleri için ceza verilir.Bu cezadan onları kurtarmak isteyen çoban,yedi insanı bu mağaraya getirir,mağaranın önüne duvar örer. Allahım sen insanları darda,zorda bırakma diye dualarımı ettikten sonra Tarsus’dan ayrıldık.

Adana üzerinden dağları yara yara,küçük köyleri aşa aşa Hatay’a ulaştık. Kalacağımız otelin karşısında bulunan Harbiye Şelaleri’ni gezmek için indik. Kısa bir turladık şelalale yi zira otole yerleşmemiz,yerlerimizi belirlememiz gerekiyordu.Harbiye Şelalesi adeta ağlayan bir çok insanın gözlerini andırıyordu. Bir ova ve ordan burdan patlamış sular,hem serinletiyor hem de kulağa su makamında şırıl şırıl hoşluk katıyordu. Bu anları fotoğraflamadan olmaz dedik ve suların serinliğinde,yeşilin binbir çeşidine şahitlik eden pozlarımızı telefonumuza yükledik. İnsan unutan bir varlıktır ama fotoğraflar buna izin vermez. Her nerede kendinizi fotoğrafladıysanız eğer,yüzünüzün aldığı ifade fotoğrafa yansır ve fotoğraflar asla yalan söylemezler.

Kimimiz eşleriyle kimimiz arkadaşlarıyla,kimimiz kızlarıyla,arkadaşlarıyla öteldeki odalardaki yerimizi aldık. Ilık bir rüzgar odanın tülünü,karşıdaki şelale eşliğinde ordan oraya savurmaya başladı. İnsan yağmur sesinde uyur,kar,tipi sesinde uyur,Rüzgar sesinde uyur ama şelale sesinde uyumakta varmış kaderde dedim.Defne ağaçlarının kokusuyla şelalenin sesi karıştı.Arada bir rüzgarda kendini ben de varım,bu kokuyu ben taşıyorum sana der gibi pencerenin tülünü yüzüme yüzüme savurdu.Var say ki bu ninni dedim uykuya geçtim.

Sabah kahvaltıdan sonra Saint Pierre Kilisesi’ni görmek için yol aldık. Hıristiyanların gizli toplantılarını yaptıkları kilise.Kilisede ilk göze çarpan kapının tam karşısındaki duvarda bulunan Meryem Ana motifi göze çarpıyordu. Duvardaki oyuklardan yüzlerce kuş girip çıkıyor,sesleri kilisenin ıssızlığını alıyordu.Taş sehpa,taş sunak ve duvarlardan sızan sular zamanında vaftiz için kullandıkları anlatıyordu kapıdaki güvenlikçi genç.Hastalara şifa olarak içtiklerinide ilave etmeyi unutmadı bize. Bir taş sehpaya,bir taş sunağa baktım. Acaba bu taş sehpada hangi kararlar alında,ya bu taş sunakta ne kadar kurban kanı aktı. İnsan işte dedim,ölüp toprak olsa bile izlerini bırakıyordu her yerde.

Hatay Mozaik Müzesi alan ve mimarisi bakımından büyük bir yer. Mozaik taşlar kalıntıları,insan ırkını anlatan kafatası, sutunlar ,taşlar ve üzerindeki yazılar. Elim kadar taşlara dünyanın yazısını yazmışlar taşları oyarak. Hemen hemen her yerde o kutsal zeytin ağacı resmi var. Eskiden zeytinden yağ nasıl çıkarılıyormuş, onu anlatmışlar.Taş oluk,tahta ezme kolu,dokuma torbada zeytin,hepsini sergilemişler.

‘’Zeytine İncire And olsun’’ dedim gülümseyerek,Tün suresini okudum.’’Zeytuna and olsun,Sina Dağı’na and olsun,Biz insanı güzel bir şekilde yarattık, Sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik,Ancak ameli salih olanlar ve iman edenler için mukafat vardır, Hal böyle iken hangi hesap sana cezayı yalanlatıyor, Allah hükmedenlerin de hükmedenidir…’’Amin

Habi-Neccar Camisi ne geldik. Cami nin ismi Hazreti İsa havarilerine ilk inanan Hatay’lı müslümanın adı olan Habibi Neccar ismidir.Yasin Süresinde geçmektedir. Türkiye’nin en eski camilerinden kabul edilir. Taş sutunları,ahşap kapıları,demir pencereleri var. Şadırvanı bir camide olmazsa olmaz misali tarihin şahitliğine akıp gidiyordu suyu. Hepimiz ayrı ayrı yönlere dağıldık.Çarşıda bilindik mağazalar, sokalarda portakal,limon sıkıp satan esnaflar vardı. Akdeniz insanının yüzü hep güneş yanığı.İklimlerinden olsa gerek çok nadir beyaz insanlar vardı. Eski Hatay evlerini görmek için her hangi bir sokağa daldığımızda,önüme gelen ilk kapıyı araladım. Buyurunuz dedi bir bayan. İzniniz olursa gezebilir miyiz dedim,nazik bir tavırla buyurunuz dedi. Bildiğiniz eski konaklar. Dışarda bir kapı,içeride iki katlı ahşap ev. Havlu küçük ama içerde bir su kuyusu var. Pencereler,kapılar,dolaplar hepsi ahşap. Burası şu anda müzik okulu olarak kullanılıyormuş. Bize çay getirdiler,çayımızı yudumlarken, avlunun içindeki kuyunun üzerindeki kova dikkatimi çekti.Dedim ki bu kadar tarihi eser içinde,bu günümüze ait suyu çekmek için kullanılan bakraç oldu mu şimdi dedim. Bize çay getiren genç gülümsedi. Abla ,evet haklısınız,daha öncede bu sözleri söyleyenler oldu,en kısa sürede değiştireceğiz, dedi. Oyyyyyy dedim bu kadar tarihi binanın içinden bu günümüzün aliminyum kovası nasılda bağırıyordu,nasılda gözümüze batıyordu.

Altınözü’ne doğru yol aldık .Asma köprüden geçecektik. Uzun ve yüksekti. Salana salana asma köprüden geçmek en az lunaparkta bindiğimiz salıncak kadar eğlenceliydi.Bir ara biri bizi sallasa diye düşünmedim değil hani.Köprüyü geçince kurulu stantların olduğu kitap fuarını gezdik. Alan büyük, fuar küçük dü. Çoculara birer kitap aldım,çıktık fuardan. Kocaman bir vadi, yemyeşil her yer. Karşı dağların arkası Suriye sınırı. Bir ara aklıma Suriye’nin Golan tepeleri geldi . Orta Doğu’ya tamamen hakim görüş açısı ve kaynak sularıyla anılan Golan tepeleri aslında bir plato olmasına rağmen tepe demişler. 1.Dünya savaşında Fransız mandasında, 2. Dünya savaşında İsrail tarafından ele geçirilmiş. Golon Tepelerinden akan su Orta Doğu da akan kanı yıkamış mı dır bilmiyorum ama batının emperyalistleri,sömürgecileri Orta Doğu dan elini hiç çekmedi, bunu çok iyi biliyorum.

Altınözü hemen hemen her kültürü bağrında barındıran bir mozaik.Arap,Arap Alevisi,Süryani,Türkmenler yaşıyorlarmış.Gezi sırasında asma köprüyü geçince Cam Terası gezdik.Yüksek bir tepeye kurulmuş Cam Teras ayaklarımızın altında cam va aşagıda görünen kayalıklar,ağaçlar.Yarı adrelin yani,tabiki korkuyla cama basanlarda vardı.

İlçenin tek müzesi olan zeytin müzesini görmeden olmazdı. 300 yıllık zeytin yağı çıkarılan mekan müzeye dönüştürülmüş. Zeytinden yağ çıkarma işlemi,sabunlar,nar ekşileri,zeytin kolanyaları,zeytinin terihçesi bir bir sergilemişler müzede. Yununca Elaion, Latince Oliva,Fransızca Olive,İngilizce Olive,Almanca Oliv,, Rusca Olivkovyy. Bilimsel adı Olea europaea dır. Tanımı yeşil yada siyah küçük boylu ağaç meyvesi olarak geçiyor.Zeytin Akdeniz bölgesinin başının tacıdır ve geçim kaynagıdır.

Samandağ ilçesindeki Musa Ağacını görmek için Samandağı ilçesine geldik.7,5 metre gövdesi,çevresi 21 metre yüksekliği yedi metre,ağacın dalları 1000 metreyi kaplıyormuş.Rivayete göre Hz. Hızır ve Hz.Musa sahilde buluşmuşlar.Tam Musa ağacının olduğu noktada Hz Musa elindeki asasını yere vurunca su çıkar ve onu içer, tam dönüp gidecekken bir de bakar ki orada bir ağaç fide vermiş. Ab-ı Hayat suyundan büyüyen ağaç, Musa Ağacı olarak biliniyor. Musa Ağacını ilk gördüğümde Bir dağ parçasının üzerinde biten ağaçlar gibi geldi gözüme. Koruma altına alınan ağacın gövdesi ağaçtan çok taşa benziyordu. Yaşlılığın verdiği göz göz oyuklarının içi siyah,her oyuk bir efsane anlatacak gibi duruyordu.

Titus Tuneli ni görmek için,otobüsten inip yürümeye başladık. Zeytin ağaçlarının gölgesinden geçe geçe,Zakkum çiçeklerinin şeker pembesiyle birleşen bulutların havaya verdiği renk pamuklu şeker gibiydi.Epeyce yürüdük,yürüdüğümüz yerlerin bir kıyısından her su akıyordu.Köylülerin ektikleri tarlalarından topladıkları domates,salatalık,biber satıyorlardı. Her adım başı turunç,portakal suyu sıcakta terleyen insanlara can suyu gibi geliyordu.Buzların içindeki su ve portakal suları içmek isteyenler için hazırdı .Şehri sel basmasın diye insan eliyle inşa edilen Titus Tuneli görülmeye değerdi. Ey insan güzelim insan Çin Seddi’ni inşa eden tuneli inşa etmezmi hiç dedim.Roma Lejyonların köle çalıştırılarak yapılan tunel, 380 metre uzunluğunda, 7 metre yükseklikte,6 metre genişliğindeymiş.

Beşikli Mağara ise dağın altında antik bir köy gibi görünüyordu. İçinde taş mezarlar,taş sutunlar,taş merdivenler insan eliyle taş yontularak,oyularak yapılmış. Burada şair Birhan Keskin’nin kulaklarını çınlatmadan geçmeyelim.’’ Taşa saklandım ben,yıllarca taşta,Bu yüzden anlamıyorsun,öfkem nasıl sert,nasıl taze,nasıl bozulmadı taşıdığım aşk,Beni esirgeyen taştı da öyle söküldü sabrım,Nasıl benzedim taşa,ya da taş bana nasıl bilemezsin’’ Dediği yerde taşa saklanmak bu olsa gerek dedim.

Ve Payas…Payas da ki Külliye öyle ihtişamlı öyle güzel görünüyordu ki. Sokollu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış.İpek yolu ile getirilen mallar,deniz yoluyla diğer ülkelere dağıldığı liman merkezi.Hacı kervanları ve ticaret kervanlarına konaklama yeri olarak yapılmış kervansaray .Anadolu’nun en büyük küllüyesi olarak tanınıyor. Subyan mektebi,dükkanlar, Halk Eğitim Merkezinin kursuyerlerin el emeklerini sergilediği alanlar,konser yerleri,büyük havlusu,camisi,eskiden konaklama yerleri görülmeye değerdi. Eskiden de çarşı olarak kullanılan bir bölüm yine çarşı olarak kalmış. İlçenin sadece bayanlarına tahsis edilmiş kıyafet ve yöresel ürünler satılan yer. Özellikle ipek şal yüz lira ve üçyüz lira arasında değişen fiyatlarla satılıyordu. Ah ki ne ah,şimdi insanın aklına Karacaoğlan’nın deyişi gelmezmi hiç.’’ Dirilir dirilir gelirler, Huzuri mahşerde divan dururlar, Harami var diye korku verirler, Benim ipek yüklü kervanım mı var’’ Kervanlar,yollar,yolcular gidenler,gelenler ve bize tarihin ışığından süzülüp kalanlar.

İskenderun sahilinde son yemek. Çay ve tatlı.Denizin yosun kokusu,kaktüsler,Palmiye ağaçları ve sahildeki sokak çalgıcıları. Baktım iki genç gitar çalıyorlar. Oturdum yanlarına vurun bakalım ‘’Magusa Limanı’nı’’ vayyyyyyy gençlerle birlikte Magusa Limanı’nı bağıra bağıra söyledik.’’ Uyan Alim uyan,uyanmaz oldun,yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun,Magusa limanı limandır liman,Seni öldürende yoktur din iman’’Gençlik başka bir şey,şarkıyı söylerken yüzlerine baktım gülümsüyorlardı,hep gülsünler inşallah.Ben otobüste şiir okurken çatlayan cam,bu sefer ben şarkı söylerken kırılmadı ağaçlar,patlamadı deniz,diye içimden güldüm.

Otobüs rehberimizin yarı türkçe tanımıyla ‘’TEKERLEK DÖNER’’ Konya ya yolculuk başlasın dedim. Otobüse ilk bindiğimizdeki yerimizle son bindiğimiz yerimiz hep aynı kaldı. Tekerleğimiz saat 03.00’ da varacak şeklide dönmeye başladı.Sanat sever Konya Yazarlar Birliği üyelerimiz,tek tek gezi izlenimlerini anlattılar.Çoğu yazarımızı uzaktan,çoğu yazarımızı yakından tanımakla birlikte,gezi izlenimlerini anlatırken bazen güldük,bazen düşündük. Yolun bizi yorması aklımıza bile gelmedi.

Üyeliğimin kabulü,ilk gezim ve bu olanağı bizim için sağlayan Konya Yazarlar Birliği Başkanımız sayın Ahmet Köseoğlu’na,sayın Mustafa Güden beye ve emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.Yolculuğa katılan Yazarlar Birliği sanat sever üyelerimize her birinden ayrı ayrı öğrendiklerim adına teşekkür ediyorum.’’ İNSAN,İNSANLA BESLENİR’’ve TEKERLEK İNSANLA DÖNER’’ Sözü adına. Sevgi, saygı,uslup, mesafe, büyük,küçük,dostluk,arkadaşlık, yol ve yolculuk adına öğrendiğim değerler, tarih, bilgi ,sanat adına Konya Yazarlar Birliğine teşekkür ediyorum.’’YAZACAK ÇOK ŞEYİMİZ VAR’’ Sözü adı altında ben de naçizane gezi notlarımı yazdım.Tüm katılımcılara teşekkür eder,saygılarımı sunarım.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

xxx izle porno bedava porno Alexis Texas Asa Akira Riley Reid Kendra Lust Peta Jensen Jada Stevens Mia Khalifa
Tema Tasarım | Osgaka.com