Ana Sayfa KÜLTÜR VE SANAT, Manşet, YAZARLARIMIZ 30.05.2021 119 Görüntüleme

Bülent Keskin;Aluşta’dan esken yeller…

“Aluşta’dan esken yeller yüzüme urdu,Balalıqtan ösken evge közyaşım tüştü.
Men bu yerde yaşalmadım,Yaşlığıma toyalmadım,Vatanıma hasret kaldımEy güzel Kırım”

1944 yılının 17 Mayıs’ını 18’ine bağlayan gece yarısında Karadeniz’in kuzeyindeki yarımadada bütün yerleşim yerlerindeki evlere Rus askerleri pervasızca giriyor, yataklarından kaldırdıkları insanların ne olduğunu anlamalarına fırsat vermeden 15-20 dakika içerisinde hazırlanmalarını, yanlarına birkaç parça değerli eşyalarını almalarını söyledikten sonra evlerinden çıkararak tren istasyonlarına doğru zorla götürüyorlardı. Çocuklar ağlıyor, kadınlar onlara sarılıyor veya ellerinden sıkı sıkı tutup sakinleştirmeye gayret ediyor, yaşlılar bastonlarına veya birbirlerine dayanarak yürümeye çabalıyor, erkekler ise askerlere karşı koymaya çalışıyorlardı, silahsız olarak nasıl karşı koyulabilirse?.. Bu sebepledir ki aralarında kurşunlanıp o an ruhunu teslim eden veya süngülenip can çekişenler vardı. Kalbi olup, birazcık da vicdanı olanın görüp de etkilenmemesi mümkün değildi bu manzaradan. Ama askerlerin ne kulağı bir ses, ne gözleri yaptıkları vahşeti görüyordu. İstasyona gelenler orada bekleyen hayvan vagonlarına istif şeklinde dolduruluyor sonra kapıları dışarıdan kapatılarak kilitleniyordu. Vagonlara o kadar çok insan dolduruluyordu ki insanlar ancak ayakta durabiliyorlardı.

Kimse nereye gittiğini bilmiyor, belki bir şeyler anlayabilmek için birbirlerine sorular soruyorlardı. Ama ne yazık ki cevapları bilen kimse yoktu. Kapkaranlık vagonlar biraz sonra yalnızca çocuk ağlamalarının duyulduğu yerler haline gelmişti. Bir süre sonra sabahın olduğunu tahta aralarından ince bir ışık geldiğinde anlamışlardı. Tren arada bir duruyor, tuvalet ihtiyacı hissedenler vagon kapılarını yumrukluyorlar, ama kimse ne kapıyı açıyor ne de ses veriyordu. Bu sırada birkaç vagon Rus askerler tarafından makineli tüfeklerle taranmıştı. Aynı mermiyle hayatını kaybedenler vagonların içinde öylece kalakalmışlardı. Ölenler ile ölmemeye direnenler aynı yerdeydi. Çocuklar tuvalet ihtiyaçlarına dayanamazken, büyükler de utandıklarından kendilerini zorluyorlardı. Birkaç gün sonra tuvaletini yapmamaktan dolayı ölenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok olmuştu. Bunun yanı sıra ne bir parça ekmek ne de içecek kadar bile su veren yoktu. Açlıktan ve susuzluktan en çok çocuklar ve yaşlılar hayatını kaybetmişti. Vagonların içinde ölülerin kokmasından, açlıktan, susuzluktan, ishalden dolayı nefes alabilecek bir ortam kalmamıştı. Bu şekilde yolculuk 12-13 gün sürmüş, trenler Sibirya’ya, Ural’lara, Orta Asya’ya ulaştığında insanların yarısından fazlası hayatını kaybetmiş, kalanlardan da birçoğu hastalanmıştı. Kırım’da ne kadar Türk varsa bir gecede Kırım’dan çok uzaklara sürgün edilmiş, sağ kalabilenler ise kamplarda çalıştırılmaya başlanmıştı.

Başlarına gelen bu felaketin 11 Mayıs 1944’te Stalin tarafından imzalanan karar neticesinde olduğunu çok sonraları öğrenmişlerdi. O geceden yaklaşık iki ay sonra Ruslar Kırım’da bir köyü unuttuklarını fark ettiler. Koca yarımadada 18 Mayıs’ta ortalığın karışmadığı tek yer vardı. Orası da Arabat Köyüydü. Bu köydeki Türkleri bekleyen son ise çok daha yürek acıtıcı olmuştu. Köydeki herkes eski bir geminin ambarlarına zorla doldurulmuş, gemi Karadeniz’e çıkınca ambar kapıları açıldıktan sonra, denizin en derin yerinde batırılmış ve yüzlerce insan boğularak hayatlarını kaybetmiştir.
Bugün, Kırım’daki Türklere uygulanan soykırımın 68. Yıldönümü. 1783’te Rusların Kırım’ı işgalinden sonra hiç huzur bulamayan kardeşlerimiz 68 yıl önce topyekûn sürgüne gönderildiler. Büyük çoğunluğu hayatını, birçoğu da sağlığını kaybetti. Onlar sürgündeyken yeni nüfus politikalarını uygulayan o dönemdeki adıyla SSCB bu güzel yarımadaya değişik bölgelerden kendi vatandaşlarını yerleştirdi. Nüfus dengeleri tamamen değişen Kırım’a 1989’dan sonra sürgündeki kardeşlerimiz yeniden dönmeye başlamışlardır. Bugün Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti olsa da Kırım’ın şimdiki hali eski dönemleriyle kıyas edilebilecek bir durumda değildir. Ama SSCB döneminden muhakkak ki daha iyidir.
Kırım’ın ve Kırımlı kardeşlerimizin bizim hayatımızdaki yeri çok önemlidir. 1783’teki Rus işgalinden 1944 Soykırımına kadar olan zaman içinde ve sonrasında Türkiye’ye göç eden, Anadolu’nun değişik yerlerinde hayatını sürdüren pek çok kişi bulunmaktadır.
Cengiz DAĞCI, Kırım’ın yetiştirdiği en büyük yazarlardandır. Onun kaleme aldığı Onlar da İnsandı, Korkunç Yıllar, O Topraklar Bizimdi, Yurdunu Kaybeden Adam, Anneme Mektuplar, Hatıralarda kitaplarını okuyabilirseniz Kırım’ı, orada yaşayanları ve yaşananları daha fazla anlayabileceğinizi zannediyorum. “Hatıralarda” kitabından çok bilinen, başka yerlerde belki de rastlamış olabileceğiniz bir bölümü burada yazmak istiyorum. Bir de yazımın en başında altı mısrasını yazdığım “Ey Güzel Kırım” şarkısını aşağıda vereceğim linkten dinlemenizi istirham ederim.
Bu yazıyı Kırım’da sürgün adıyla soykırıma uğrayan kardeşlerimizi bilenlere hatırlatmak, bilmeyenlere ise kısaca bilgi sahibi olmaları düşüncesiyle kaleme aldım. Bilmenizi isterim ki yukarıda sürgünle ilgili anlattıklarım bu konuyla ilgili okuduklarım ve dinlediklerimin en sade hale getirilmiş biçimidir.
Selam ve muhabbetlerimle…

“O zamanı takip eden uzun yıllar boyunca da Kırımlılar için hayatta kalabilmek oldu mutluluk. Tanrım! Hayatta kalmanın ve yaşamanın değerini bilmemiz için, önce Kırım’da, sonra da Kırım’ın dışında yıkılmış bir durumda yaşamamız gerekti.
Güçlü olacaksın!
Karşı koyacaksın!
Dayanacaksın!
Ölmeyeceksin!
Elli yıl.
Yüz yıl.
Yüz elli yıl.
Tümü sert, tümü kas-katı, tümü korkutucu kelimeler.
Ve bizler, bilinçli veya bilinçaltında, yıllar yılı içimizde tekrarlanan bu kelimelerle yaşadık.”

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

xxx izle porno bedava porno Alexis Texas Asa Akira Riley Reid Kendra Lust Peta Jensen Jada Stevens Mia Khalifa
Tema Tasarım | Osgaka.com