Bir durum tespiti ve bir soru…

Dünyaya geldiği ifade edilen yaklaşık124 bin Peygamber ve 313 Resul’ün tamamının, çoğunlukla algıları duygu temelli olan doğu toplumlarından çıkarken, sanat felsefe bilim teknoloji dallarında yetişmiş filozofların, bilim adamlarının ve sanatçıların algıları çoğunlukla akıl temelli olan, yani sorgulayan, eleştirel olan batı toplumlarında çıkmıştır. 

      Duygu temelli yaklaşımlarda sorgulanmadan doğru kabul edilen konular sohbet ortamında ikna çalışması yapılarak algılar istendik yönde oluşturulurlar.  

     Önce doğru kabul edilenin neden doğru olduğunu ikna ve ispata yönelik sohbetlerde kullanılan teknikler tümden gelim metodu devrededir. Yani bir inancın düşüncenin benimsetilmesini sağlamaya ve ikna edilmeye yönelik sohbette eleştirel akıl, analiz eden sorgulayan akıl devre dışındadır.  

     Tam tersi durumda ise gündemdeki olay olgu ve objeler hakkında baştan herhangi bir doğru yanlış hatalı eksik gibi hüküm verilmez. Konular üzerine detaylı düşünceler dile gelir muhakeme edilir, analiz edilir ve bir sonuca ulaşmaya çalışılır.  Bu tarz akıl yürütmeler tüme varım metodu ile sorgulayan aklı hep devrededir. Yeni öğrenmeler olur. 

     Akıl temelli yapıda analitik düşünme vardır. Yani her konu analiz edilir, sorgulanır ulaşılan sentez yine tam doğru kabul edilmez bir tezdir sorgulama devam eder  

      Bu genellemeye karşın 8. yy ve 13. yy da “İslam’ın Altın Çağı” diye tabir edilen dönemde ise Farabiler, İbni Sinalar, İbni Haldunlar gibi yüzlerce bilim adamı, filozof çıkması ise bir parantez gibi değerlendirilenler olabilir.  

      Ancak altın çağını yaşatanlar yani aklı hür vicdanı hür bilimi rehber almışların “Oku” diye başlayan “bilenle bilmeyen bir olur mu?” diyen defalarca “düşünün” diyen mukaddes kitabı doğru anlayanlardır da diyebilir miyiz? 

     İslam’a altın çağını yaşatan bilim adamları, sanatçılar filozoflar iyi imkanlarından dolayı kendilerinden ortalama sekiz yüz yıl, bin yıl önceleri yaşamış Yunan Aristo, Sokrates benzeri batılı filozoflardan etkilenmişlerdir.  

    Yani doğunun aydınlanmacıları aklı, bilimi rehber almışları kendilerinden önceki batının bilim sanat ve filozoflarından etkilenmişler ve  batıdan alarak geliştirdiklerini yine batıya yani 17 yy Avrupa’sında gelişen, aydınlanma ve sanayi devrimi içinde kaynak olmuşlardır.             

     Bilimin, sanatın, felsefenin doğusu, batısı, Çin’i Hint’i olmuyormuş.   

      Bir çağı açan bir çağı kapanmasına neden olan surların yıkılması Fatih Sultan Mehmet’in matematiğe bilime felsefeye sanata verdiği önem sayesindedir. O padişahımız İstanbul’u sanatın bilimin başkenti yapmayı hedeflemişti.  

   İçinde yaşadığımız 21. yy da onca gelişmiş bilişim teknolojisine rağmen eski acıklı durum aynen devam etmektedir. 

       Ör: 5.6 Milyon nüfuslu Finlandiya’nın toplam patentli buluş ve bilimsel makale sayısı 1.8 Milyar nüfuslu çoğunluk doğulu Müslüman toplumların toplam patentli buluş ve bilimsel makale sayısından 13 mislidir.  

Buraya kadar özetle durum tespiti idi… 

Sorumuz ise, konuyla ilgili ne düşünebiliriz? Ve “Nerede hata yapıyoruz?” dur.  

       Farabiler İbni Sinalar İbni Haldunlar Fatih Sultan Mehmetler Gazi Mustafa Kemal Atatürkler Ahmet Hamdi Aksekiler Mehmet Akif Ersoylar gibi yüzbinlerce Müslüman Türk yurt içinde ve dışında sanatıyla, bilimiyle ve felsefesiyle bu sorunun cevabını vermiştir ve vermeye devam etmektedirler. NASA da ve dünyanın en başarışı üniversitelerinde, kurum ve kuruluşlarında adlarını başarılarıyla duyuran vatandaşlarımız  vermektedirler 

Eğitim 3.0 ve Eğitim 4.0 nedir? 

    500 yıl öncesine kadar dünyanın tüm bilgileri, yüz yılda bir ikiye katlanırken, günümüzde ise dünyanın tüm bilgileri yüz yılda değil sadece bir günde ikiye katlanmaktadır. Eğitimde bilgi aktarmadan çok bilginin kullanılması, yaratıcılık, yenilikçilik öne çıkar. Yeni yüzyılda Eğitim 4.0 tüm dünyada yaygınlaşmaktadır.  

      Almanya, “2025’e kadar endüstri 4.0’ı tam olarak uygulamaya başlayacağım” derken, Türkiye’nin ise endüstri 2.0 ile 3.0 arasında bir seviye olduğunu TÜBİTAK ifade etmektedir.   

      Endüstri 3.0’ı karşılayan Eğitim 3.0’ın amacı eğip bükmek tüm farklılıkları törpüleyerek tek tip insan yetiştirmektir.    

        Eğitim 4.0’ın amacı öğrencinin var olan potansiyelinin ortaya çıkmasını sağlarken yaratıcı, yenilikçi kendisine özgü yönlerini geliştiricidir. Bireye yöneliktir.   

       Eğitim 3.0 sınava odaklı iken, eğitim 4.0 hayata odaklıdır.   

      Eğitim 4.0, endüstri 4.0’ın ihtiyacını karşılamak üzere tanımlanmış bir sistemdir.  

Bilim, sanat, spor ve felsefe neden gereklidir? 

      Zihinsel, bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimin olmazsa olmazı beden eğitimi, müzik ve resim dersleri önem kazanmaya başlar. 

     ABD’de yapılan araştırmalar, her sabah temiz havada düzenli egzersiz programına katılan öğrencilerin birkaç ay sonra zihinsel verimliliklerinin %33 arttığı tespit edilir. 

Beynimizin sağ lobu müzik, resim, hayal, sezgi, yaratıcılık konuları ile ilgilidir. 

Beynimizin sol lobu mantık, muhakeme, analitik düşünme, matematik gibi konuları ile ilgilidir. 

Kaliforniya Üniversitesi araştırmalarında beynimizin hem sağ hem sol lobu geliştirildiği zaman zihinsel verimin 10 kat ve üzerinde arttığı tespit edilmiştir. 

Albert Einstein’in çok iyi keman çaldığı, klasik müziğe olan merakı ve sporla ilgilenmesi örneğinde olduğu gibi çoğu patentli buluşlara imza atanların benzeri yaşamlarını gözlemleriz. 

     Bilim teknolojiyi, teknoloji sanayiyi, sanayi finans kapitali üretir.   

     Sonu finans ile biten felsefe ile sistematik düşünce ile başlayan süreci kuramayan ülkeler yani bilimi, aklı rehber edinemeyenler tükettiklerini üretemedikleri için borçlarını çevirme zorluğu çakerler. 

       Sonrasında bankaları, limanları, madenleri, sigorta şirketleri, toprakları parası olanlara alacaklılara bir bir satılırken ülkenin geleceğinden bahsetmek mümkün olmaz. 

    Aklımızın yönetiminde zihnimizle ürettiğimiz düşüncelerin sistematik olması akıl çapımızın gelişmesini sağlar. Gelişmiş aklımızın bilim sanat felsefe ile üretken hale getirilmesi önemlidir.   

       Son olarak bu yazımı yazdığım gün TV de izlediğim NASA’dan, Marsa 7 yıl önce gönderilen uydunun 470 milyon km yol kat ettikten sonra 18 Şubat 2021 de 15 dakika gecikmeyle Marsa başarılı bir iniş yaptığını izledim. 3.5 Milyar yıl önce Mars gezegeninde var olan yaşamın izlerini incelemek en temel konudur.   

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

xxx izle porno bedava porno Alexis Texas Asa Akira Riley Reid Kendra Lust Peta Jensen Jada Stevens Mia Khalifa
Tema Tasarım | Osgaka.com