Ayrık Otum…(2)

Bakma cüretkâr bir şekilde yazdıklarıma/yazabildiklerime. Görsem seni titrer ellerim. Söyleyecek çok şey olmasına rağmen kesilir nefesim.

Ey sevgili düşmüşüm ismi aşk olan sevda kuyusuna, bir çıkış arıyorum. Labirent içinde dönüyor dönüyorum. Hangi çıkışa koşsam sen çıkıyorsun karşıma. Duvarlar senin resminle doluyor. Yardım isteyeceğim; lakin dilimden isminden başka bir isim çıkmıyor.

Tepeden tırnağa sen kesiliyorum. Hâlden hâle geçiyorum; -çok hızlı bir geçiş bu- senden kurtulmak için çabalarken sen oluyorum. Tutuyorum yalnızlığın ellerinden gecenin en mahrem yerinde gözlerinde kayboluyorum…

Sen benim içimden sökmek istedikçe daha da varlığımı kaplayan ayrık otumsun. Kalbinin en derinine inip dokunasım var; lakin gemi azıya almış özlemlerimi dizginlemeye çalışıyorum, gözlerinin o yaralayıcı, o can alıcı ekseninden kurtulmak için çırpınıyorum.

Ben bugün de senin hasret yağmuruna tutuldum. Damla damla kirpiklerinden süzüleyim derken değil kirpiğine, ellerine bile değmeden karışıyorum toprağın aç bağrına…

Yeni doğan gün bin ümittir aslında; ama benim hisseme yine kasvetli bulutlar düşüyor ve yokluğunun çöl kızıllığı altında hayale dalıyorum. Senden bana ulaşan o müziğin ahenkli tınısında kendimi buluyorum. Kalbimin sesine kulak veriyorum: “Biraz ıssız, sessiz kal, göm kendini yârin gamzelerine!” diyor. Ah yâr! Ellerin ellerime yasaklı, gülüşün başkasına işveli; bana kasvetli…

Yine gece oldu, ruhum hücresi açık unutulmuş mahkûm gibi sana koşmaya başladı. Kalbim ve bedenim arasında sıkışıp kalıyorum. Ah can! Nasıl anlatılır ki sana özlem? Nasıl vurgulanır hasret denen elem? Ey benim güneşe vurgun yıllara kırgın yanım! Yokluğun hissizlik, yokluğun kelimesizlik… Hasretin dilsizlik… Gönül yangın yeri; ‘yâr!’ diye inliyor. Güneşi astım gözbebeğime. Boğazımdan okyanuslar çağlıyor. Binlerce şiir yazsam yoluna, tonlarca gözyaşı döksem gözümden yâr diye, ağlayan gönlümü kaç ağıtta anlarsın? Ey benim canımı incitenim! Aşkını tatmadan canım yanıyor.

Baharı hercai mor menekşeden, kırlarda açan papatyadan, aşkı birkaç güzel kelimeden ibaret sanırdım; lakin ne bahar mor menekşeden ne de aşk birkaç kelimden ibaretmiş. Asıl can yanmalar gamze-i cellâdı, sevgiliyi görünce başlıyormuş. Anladım ki canı yakan canansa, canan da celladıysa, insan celladına bile âşık oluyormuş.

Ben bilmezdim aşkın bir alev yumağı olup da tüm benliği yaktığını/yakacağını… Ne zaman ki gördüm seni dilim lal, kulağım sağır oldu. İsmin canımı deldi. Sesini duyduğum an dertlerim nihân oldu. Bu âşık kendinden bihaber, meftun hâlde gezer oldu. Mihrnazım, bilmezdim güzelliğin gözle görülen değil, gönülle görülen olduğunu.

Gönlümün nazende bülbülü benden gitmemi isteme. Suskun gönlümün Zümrüdü Anka’sı, her seferinde evvelkinden daha bir aşkla çaldım kapını… İstedim ki, sende gönül mabedin de aşk mumunu yak. Kanatlarını yakmayan gönlümün pervanesi utansın…

Ve ben ne kadar kaçarsam kaçayım sana varıyorum. Ne kadar düşürmek istemesem de sanki bir iştiyak ihtimali varmış gibi yollar sana çıkıyor. Takılı kalıyorum zamanın en onulmaz ve geçmesi gereken yerinde…

Sevgili, yokluğun değildi gözyaşlarıma sebep; elem hasret düşmüştü benim payıma; lakin gönül denen mabet setsiz, bentsiz, sana akıyor… Yoksun biliyorum; ama güneş yanığı yüzüm senden yana bakıyor. Çevir başını bana doğru, savur kokunu seher yeliyle; ram olayım. O naif gönlünün karargâhında ebediyen kalayım…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

xxx izle porno bedava porno Alexis Texas Asa Akira Riley Reid Kendra Lust Peta Jensen Jada Stevens Mia Khalifa
Tema Tasarım | Osgaka.com